Koronavirüs nedeniyle harekete geçen Toplum Bilimleri Kurulu kampanyalar düzenleyecek!

27

Bundan sonra koronavirüsle mücadele ve tedbirler için kurulna Toplum Bilimleri Kurulu, ile toplumun koronavirüs kaygısı ölçülecek. Kurul bölgelere göre farklı kampanya yapılacak.

Koronavirüsle mücadelede sıra ‘psikolojik’ önlemlerde. Normalleşme sürecinde doğru bilinen yanlışlar ve kurallara uymanın önemi Toplum Bilim Kurulu’nun belirlediği yeni bir anlayışla anlatılacak. Toplumun koronavirüs kaygısı ölçülecek.

Koronavirüsle mücadele ve tedbirler konusunda bu kez Bilim Kurulu yerine Toplum Bilimleri Kurulu’na iş düşecek. Kurul, çeşitli bölgelere göre farklı kampanya yapılacak.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın üç kez yaptığı Toplum Bilimleri Kurulu toplantılarında, koronavirüsten korunmanın önemi anlatmakla ilgili yeni yöntemlere başvurulması tartışılıyor.

YASAKLAR DÖNECEK Mİ?

Yasakların geri dönmesi yerine koruma kurallarına tam uyulması sağlanarak dışarıda yaşamın sürdürülmesi planlanıyor. Ancak şimdiye kadar ortaya çıkan tabloda, vatandaşların kuralların önemini yeterince anlamadığı değerlendirildi.

ALT KOMİSYON OLUŞTURULDU

Toplantıda, koronavirüs konusunda topluma verilecek yeni mesajlar değerlendirildi. Bunun için iletişim ve kampanyayı yürütecek bir alt komisyon oluşturuldu. Bu komisyon, koronavirüsle ilgili bilinen yanlış ve eksik bilgilerin doğrusunu anlatmak için öneri geliştirirken, toplumu paniğe sevk eden bilgilerle de mücadele edecek. “Maskenin koruyuculuğu olmadığı” gibi yanlış bilgileri ortadan kaldırmak için kampanyalar yapılacak ve sonuçlarını gösteren veriler paylaşılacak.

TOPLUM BİLİMLERİ KURULU NEDİR?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, COVID-19 koronavirüsle önlemleri için Toplum Bilimleri Kurulu oluşturulduğunu açıklamıştı. Peki Toplum Bilimleri Kurulu nedir? Görevi nedir? Kurul, kimlerden oluşuyor? İşte detaylar..

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kurulan dve Toplum Bilimi Kurulu hakkında şu bilgileri verdi:

“Dünyada ilk ciddi tedbirlerin alınmaya başlanmadığı tedebirde örneği olmayan yapılanmaya gittik. Bunun ilk sonuçlarından biri Bilim Kurulu’nun oluşturulmasıdır. Tavsiye kararları ulusal politikamıza rehberlik etti.

Toplum olarak hastalığa karşı daha toplumsal ihtiyaçlar ortaya çıktı. Toplum Bilimleri adını verdiğimiz yeni bir kurul oluşturduk. Toplumsal öneriler getirecek, bize hayatı kolayllaştıracak tekliflerde bulunacak. Bu salgınla mücadelede dünyada tekdir.

Ülkemizde önemli bir bilgi biriklimi oluşturulmuş durumda. Konu bilim dünyası için yeni bir bilgidir. Virüs değişime uğramaktadır. Şu an her yaşta olağanüstü bulaşabilen bir virüsle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Bütün dünyada ağırlıklı risk grubu 65 yaş üstü olarak tanımlanmıştı. Bugün risk grubu tanımı kavramı genişlemiştir. Artık genç yaşlarda hastaların da kaybına tanık oluyoruz. Yaş bir güvence kavramı olarak tanımlanmamalıdır. Bütün risklere karşı başvuracağımız çözüm izolastondur.”

Toplum Bilimleri Kurulu, psikoloji, sosyoloji, din psikolojisi, din sosyolojisi, istatistik gibi alanlardan etkin ve yetkin bilinen kişilerden oluşan bir kurul olmaktadır.

KORONAVİRÜS KORKU PANİK VE PSKOLOJİK SAĞLIĞI DENGEDE TUTMAK

Covid-19 koronavirüs salgını psikolojik sağlığımızı nasıl etkiliyor? Bu etkinin fiziksel belirtileri neler? Salgının psikolojik etkileri hakkında detaylı bilgiler veren Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin, bu süreci daha sağlıklı atlatmanın yollarını sıraladı.

Korona virüs salgını olağanüstü önlemlerin alınmasına sebep oldu. Bu süreçte sosyal izolasyon hayat kurtaran bir önlem… Corona virüsünün psikolojik etkileri ile ilgili bilgiler veren Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin, stresin fiziksel belirtilere de sebep olabileceğini vurguladı. Bu etkilerin neler olabileceği konusunda bilgiler veren Altekin, corona günlerinde psikolojik sağlığı dengede tutmanın 10 yolunu sıraladı.

SALGIN BİZİ ALARMA GEÇİRDİ

Hayatta kalmak en temel evrimsel motivasyonumuz. Tehlike ve tehdit karşısında kendimizi korumaya ve hayatta kalmaya çalışmaya programlı canlılarız. Varlığımızı, sağlığımızı ve bütünlüğümüzü tehdit eden her tür dış etken bizim için bir stres kaynağıdır. Hastalık tehdidi ve yaşamsal riskler korku yaratır, bu korku ortamındaki belirsizlikler, asılsız haberler, kulaktan kulağa yayılan şehir efsaneleri ve komplo teorileri ise kaygı yaratır ve insanları paniğe sürükler. Salgın hastalıklarsa insanları alarm durumuna geçiren büyük stresörlerden biridir.

KİMİ ÇOK UMURSUYOR KİMİ HİÇ UMURSAMIYOR

Stres karşısında ortaya çıkan en yaygın üç stres tepkisi, savaşmak, kaçmak ya da donmaktır. Herkesin kendi yapısına, mizacına ve yaşamsal gelişim hikayesine göre stres tepkisi farklı olabiliyor. Bu hastalık salgını karşısında kimi insanların korkuları çok daha yoğun, aldıkları güvenlik tedbirleri azami düzeyde, konuyla ilgili zihinsel meşguliyetleri de aşırı olurken; kimi insanlar riski ciddiye almama, gerçeklikten kaçma, kaçınma ve hatta inkar etme ve yok sayma eğiliminde olabiliyor. Kimi insanlar ise korku ve kaygıdan neredeyse paralize olmuş durumda, yani sağlıklı düşünemez, harekete geçemez halde kalakalmış durumda…

Şunu da belirtmek gerekir ki, insanların stres düzeylerini yükselten ve baş etme kapasitelerini aşan en önemli etkenlerden biri de, corona virüsü salgınının yakın zamanda yaşadığımız pek çok başka travmatik deneyimin üzerine eklenmiş olması… Şöyle bir düşünecek olursak, yakın tarihimiz özellikle de son birkaç yılımız pek çok doğal afet, kaza, kriz ve toplumsal travma ile dolu geçti… Depremler, savaş, göç, terör, uçak kazası, çığ felaketi, kadına şiddet, çocuk istismarı, intiharlar, küresel ısınma, iklim krizi, hava kirliliği, asit yağmurları, gıdalardaki katkı maddeleri ve zararlı tarım ilaçları, ekonomik kriz, işsizlik ve şimdi de corona virüsü salgını… Hatta bir de çekirge istilası korkusu da eklendi bu kabarık listeye… Bu koşullar altında yaşamaya çalışırken gerçekten iyi olmak, iyi kalmak çok zorlaştı.

BİRÇOK DUYGU İNİŞLİ ÇIKIŞLI YAŞANABİLİR

Böyle dönemlerde korku, kaygı, panik, kızgınlık, öfke, suçluluk, çaresizlik ve umutsuzluk inişli çıkışlı olarak yaşanabilir. FOTO: SHUTTERSTOCK

Zor zamanlarda ve böyle travmatik olaylar sonrasında belirli tepkiler yaygındır; ve bu tepkiler, “anormal bir duruma verilen normal tepkiler” olarak tanımlanır. Böyle dönemlerde, iç içe geçen pek çok yoğun duygunun yaşanması olağandır; korku, kaygı, panik, kızgınlık, öfke, suçluluk, çaresizlik ve umutsuzluk inişli çıkışlı olarak yaşanabilir. Salgın hastalık haberlerine, hasta ve hastane görüntülerine, ölümlere ilişkin belirli görüntülerin gözün önünden gitmemesi, kulaklarda yankılanması, kötü rüyalara ve kabuslara dönüşmesi yaygın gözlemlenen tepkiler arasındadır.

HANGİ BELİRTİLER GÖRÜLEBİLİR?

Böyle dönemlerde stresi arttıran, kaygıları en tırmandıran şey belirsizlik ortamıdır. Herkesin kafasında “peki birkaç hafta sonra ne olacak?” soruları var, aç kalır mıyız, hastalık bulaşırsa tedavi hizmetine ulaşabilir miyiz, okullarda eğitime devam edilebilecek mi, marketler yağmalanır mı, talan, gasp, saldırı gibi riskler ortaya çıkabilir mi, ekonomik sistem ne olacak, sosyal hayatımız ne zaman normale dönecek gibi pek çok soru herkesin kafasında dönüyor. Böyle bir korku, kaygı ve tedirginlik ortamında, tetikte olma hali, şüphecilik, tahammülsüzlük, kızgınlık, öfke de artabiliyor. Uykuda ve iştahta bozulmalar olabilir. Enerjisizlik, ilgisizlik, isteksizlik artabilir, dikkat ve konsantrasyon zorlukları olabilir, bütün bunlar da insanın günlük hayatını sekteye uğratabilir. Sağlık ve güvenlik tedbirleri gereği özen göstermemiz gereken sosyal mesafelenme, ilişkisel düzeyde geçici bir yabancılaşma ve yalnızlaşma getirebilir…

SALGINDAN SONRA BİZİ NASIL BİR DÖNÜŞÜM BEKLİYOR?

Baş etme becerileriniz ne kadar çeşitli ve gelişkinse, aile ve sosyal destek kaynaklarınız ve yakın ilişkileriniz ne kadar sağlam, güvenli ve doyurucuysa, iletişim ve problem çözme becerileriniz ne kadar esnekse, hayatınıza anlam katan iş, uğraş ve amaçların varlığı ne kadar güçlüyse, ve kendinize ne kadar zaman ayırabiliyorsanız, stres verici böyle dış gerçeklerin ve travmatik olayların size etkileri o derece azalır.

Salgın kontrol altına alındıktan sonra ve normal hayatımıza döndükten sonra bizi içsel ve dışsal olarak nasıl bir dönüşümün beklediğini henüz hiçbirimiz tam olarak bilmiyoruz, hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Her şeyin bir anda bir düğmeye basılmışcasına sıfırlanmayacağı muhakkak, elbette bir takım izler, etkiler kalacaktır. Hatta kalacak olan etkiler sadece bizimle sınırlı olmayacak, muhtemelen gelecek nesillere de aktarılacak derin katmanlarda da devam edecektir.

Ancak her zaman göz önünde tutmamız gereken kriter, günlük yaşam kalitemizin, işlevselliğimizin ne derece etkilendiği-etkilenmediğidir. Yani, salgın geride kaldıktan ve hayat az çok normale döndükten sonra bile eğer tüm çabanıza rağmen,
hala günlük hayatınızı sekteye uğratan düzeyde etkiler yaşıyorsanız;
uyku ve yeme düzeninizle ilgili problemler haftalarca normale dönmüyorsa;
tekrarlayıcı görüntüler ve zorlayıcı düşünceler sizi fazlasıyla yoruyorsa, durduramadığınız tekrarlayıcı hareket ve davranışlar, ani irkilmeler, şiddetli kaçınmalar, temizlik ve kontrol ritüelleri günlük hayatınızı etkilemeye devam ediyorsa;
kendinizi rüyadaymış, bedeninizin dışındaymış gibi hissediyorsanız, kendinizi boşlukta, duygusuz, tepkisiz ve donmuş hissediyorsanız;
ya da ani öfke patlamaları, aşırı kaygı ve panik, huzursuzluk ve yerinde duramama söz konusuysa;
hayata dair yoğun bir isteksizlik ve enerjisizlik yaşıyorsanız, o zaman bu belirtileri ciddiye almak ve profesyonel bir yardıma başvurmak faydalı olacaktır.

SALGINDA PSİKOLOJİK SAĞLIĞIMIZI NASIL KORUYABİLİRİZ?

Zaman, kendimize de birbirimize de iyi bakma zamanıdır; hem bedensel sağlığımıza hem de psikolojik sağlamlığımıza ve dayanıklılığımıza özen gösterme zamanıdır.

Corona salgınının yarattığı olumsuz psikolojik etkilerden nasıl korunuruz? FOTO: SHUTTERSTOCK

*İçinizden gelmese de yemek ve uyku düzeninize özen göstermeye çalışın; düzenli, sağlıklı ve dengeli beslenin, sirkadyen ritme uygun ve yeterli uyku aldığınızdan emin olun.

*Çocukların okullarının tatil edilmesi, üniversitelerde akademik ara ilan edilmesi, kongre, sempozyum, toplantı, konser gibi etkinliklerin iptal edilmesinin bir sağlık ve güvenlik tedbiri olduğunu unutmayın. Günlük yaşam düzeninizi sağlığınızı ve güvenliğinizi azami derecede gözetebileceğiniz şekilde yeniden düzenlemeye gayret edin, sabahları mümkün olduğunca erken kalkmaya devam edin. Alanında uzman doktorların sunduğu bilimsel bilgileri ve önerileri dikkate alın.

*Sosyal etkileşim, yakın insan ilişkileri ve sosyal paylaşım elbette her zaman en değerli güç ve şifa kaynaklarımızdan biridir; ancak böyle bir dönem mecburen belirli bir sosyal izolasyon da getirecektir. Evet, dışarı çıkamayabilirsiniz, evet, planlarınız ve programınız aksamış da olabilir ama bu süreci evinizde vakti iyi geçirmenin yeni ve yaratıcı yollarını bulmak için bir fırsat olarak da görebilirsiniz. Kitap okumak, film izlemek, ev halkı ile türlü oyunlar oynamak, yeni ve sağlıklı yemekler yapmayı denemek, epeydir vakit ayıramadığınız hobilerinize vakit ayırmak, yoga ve meditasyon yapmak, kendinize dönmek, birbirinize dönmek, yani ailenizle, arkadaşlarınızla, komşularınızla daha çok konuşmak, paylaşmak ve dayanışmak böyle bir süreci atlatmanıza yardımcı olacaktır.

STRESİN FİZİKSEL BELİRTİLERİ OLABİLİR?

*Stresin ve travmanın, sadece zihinsel süreçlerden ibaret olmadığını, aynı zamanda bedende de meydana gelen bir deneyim olduğunu unutmayın. Ağrılar, uyuşmalar, karıncalanmalar, deri döküntüleri, ishal ya da kabızlık, buz kesme ya da ateş basması, kas tutulmaları gibi pek çok farklı şekilde bedeniniz tepki veriyor olabilir. Bedeninizdeki bazı tepkiler strese bağlı olarak tetikleniyor olabilir. Bu nedenle bedeninizin verdiği sinyalleri fark etmek ve duyumsamalarınızı izlemek, kendinizi ve ihtiyaçlarınızı anlamanıza ve kendinizi yatıştırmanın yollarını keşfetmenize yardımcı olacaktır.

*Zaman zaman dijital detoks yapın; gün içinde akıllı cihazlara, internete, haber takibine ve sosyal medya kullanımına ara verdiğiniz zamanlar olsun. Unutmayın ki böyle dönemlerde bilgi kirliliği çok olur, bu dezenformasyon da korkuları, kaygıyı ve paniği daha da körükler. Kendinizi asılsız haberlere, komplo teorilerine fazlasıyla maruz bırakırsanız, bu stres tepkilerinizi daha da arttırır ve sizi tükenmişliğe sürükleyebilir.

*Hobilerinize ve size iyi hissettiren kaynaklarınıza zaman ayırmaya çalışın. Kaynaklarınızı fark etmeye ve kaynak repertuarınızı çeşitlendirmeye çalışın. Düşünün, deneyin ve keşfetmeye çalışın; size ne iyi gelir, sizi ne tazeler, sizi ne sakinleştirir, hayata dair motivasyonunuzu ve enerjinizi yeniden yükseltmenize neler yardımcı olur, hayatınızı anlamlı kılan şeyler nedir, işte bunlara verdiğiniz yanıtlar sizin kaynaklarınızdır…

*Müzik, ritim ve dansla bedeninizle uyum ve temas içinde olmayı deneyin. Şarkı söylemenin ve ses çıkarmanın sinir sistemini yatıştırıcı bir etkisi olduğunu unutmayın.

Gülmenin gücünden yararlanın FOTO:SHUTTERSTOCK

*Mizah da şifa kaynağıdır, bir savunma mekanizmasıdır. Gülmek, kahkaha atmak gevşetir, rahatlatır, bir süreliğine bile olsa kaygıyı ve gerilimi azaltır. Böyle dönemlerde konuya ilişkin karikatürlerin, şakalaşmaların, esprili sosyal medya paylaşımlarının artması hem bir ihtiyaçtır hem de bizi tükenmişliğe ve umutsuzluğa karşı koruyan ve güçlendiren bir enerji kaynağıdır.

*Mesleğiniz, işiniz ve politik gündem dışında da bir şeyler okumaya vakit ayırın. Zihninizin ve ufkunuzun açıldığını fark edeceksiniz. Esneklik ve çeşitlilik, hayatın stresiyle ve mesleğin ağır yüküyle baş etmenize yardımcı olur.

*Alkol kullanmayın, hiçbir uyuşturucu-uyarıcı madde kullanmayın. Sigara kullanıyorsanız bile, en azından böyle bir dönemde arttırmayın, azaltmayı deneyin. Stres, yorgunluk ve uykusuzluk bağışıklık sisteminizi ve direncinizi düşürür, alkol ve her nevi uyuşturucu-uyarıcı madde bu direncinizin daha da azalmasına, rezervlerinizin daha da hızla tükenmesine neden olur.

BU ZOR GÜNLERİ HEP BİRLİKTE AŞACAĞIZ

İnsan denen varlık çok güçlü bir varlıktır; hayatta kalma güdüsü, mücadele etme, ve adapte olma yetisi çok güçlüdür. Tarih boyunca insanlık pek çok benzer hastalık salgınını, krizleri, savaşları, soykırımları ve felaketleri atlatabilmiş ve bugünlere gelebilmiştir. Umutsuzluğa kapıldığımızda dönüp insanlık tarihine bir bakmak, gücümüzü yeniden toplamamıza ve inancımızı tazelememize yardımcı olacaktır. Hayat kendine her zaman bir yol bulacaktır. Sanat da her zaman bu yaşam enerjisinin, direnişin, aktivizmin en değerli araçlarından biri olmuştur. İyi ki sanat var… Ve iyi ki mizah var… Mizah da bu direnişin, aktivizmin en renkli ve en güçlü araçlarından biri… En büyük güç kaynaklarımızdan birinin dayanışma olduğunu da unutmamak gerekir. Yani hayatta kalmak kadar birbirimizi hayatta tutmak da önemli. Hep birlikte, işbirliği içinde, toplumsal özveriyle, dayanışarak aşacağız bu zor günleri de…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı yazınız